TASAVVUF HAKKINDA
Tasavvuf kısaca nefsi terbiye etmektir. Tarihçesine bakarsak Peygamber Efendimiz’ in (s.a.v.) bir muharebeden dönerken “Küçük bir savaştan şimdi büyük bir savaşa dönüyoruz.”un esas açıklaması tasavvufun miladıdır.
O zamanlar cenk ve cihattan ferdi olarak şeriatın dışında herhangi bir nefsani fedakarlık yapılmazdı. Daha sonraları bu Yüce Peygamberimizin (s.a.v.) o günki sözü hulefa-i raşidin döneminden sonra tasavvuf, gerek ferdi gerekse toplumlar olarak yavaş yavaş yeşermeye başladı. Aynı zamanda Cenab-ı Hakkın “Siz beni zikredin ben de sizi zikredeyim” yüce kelamıyla da daha kuvvetli revaç bulmuştur.
Tasavvufi yolların gizli ve aşikarı vardır. Her ikisi de ehli sünnet vel cemaat nezdinde meşrudur ve haktır. Ferdler tasavvuf yolunu seçmeseler herhangi bir mesuliyetleri yoktur. Yalnız tasavvuftan murad eğer Allah(cc.) yolunda manen yol kat etmek ise tasavvufun dışında kalmak da ya unutkanlık ya da ahmaklıktır. Çünkü büyüklerden İmam-ı Gazali, İhya-i Ulumiddin adlı eserinde aynen şunu söylüyor:
“Kendi memleketinden manevi hocasını işaret ederek eğer bahsettiği köydeki manevi hocam olmasaydı bu mizanı mülkte okuduğum ve okuttuğum kitaplar beni nar-ı cehennemden kurtaramayacaktı.” Tabii ki burada mecazi anlamda söylüyor ve tevazuyu bizlere anlatmakta. Çünkü temeli şeriatla atılmayan her ne olursa olsun insanı sapıklıktan kurtaramaz.İşte bu nedenleki yüzyılardır Abdulkadir Geylani, Ahmed Er Rıfai, Şah-ı Nakşibendi, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayram Veli gibi zatlar bu tertip ve düzenin öncüleri olmuşlar.Allah(cc.) onlardan razı olsun.
Bizler de bu zatları baş tacı ederken temelimiz şeriat Allah(cc.) ve Resulullah(s.a.v.) sevgisi ile bu yolda kul olmaya çalışmaktayız. Rabbımız tamamına erdirsin.




